07 Ocak 2009 Çarşamba  
 
Google



Googleda Ara
Sitede Ara

Ana Sayfa / Kızlar Kulübü / Erkekler Bunu Hep Yapıyor
 
Aldatan aldatana... Terk eden edene... Boşanan boşanana...
Erkekler Bunu Hep Yapıyor
Yazdır Yorum Gönder  840 kez görülmüş
Sebebi bıkma mı? Sıkılma mı?
Alışkanlık mı?
Yoksa sevginin azalması mı?
Sebebi her ne ise,
kadınlarla, erkekler birbirlerinden
kopmakta, uzaklaşmakta...


Erkekler yeni buldukları sevgilileri uğruna uzun yıllar evli oldukları eşlerini boşuyorlar.
Kıyametler kopuyor.
Köşe yazarları “Vay efendim,
Neco karısına geri dönsün.” diye yazıp duruyorlar.

İnsan kendini mutsuz hissettiği bir ortamda neden kalsın?
Hele çocuklar büyümüş, kendi hayatlarını, kendi aşklarını yaşamaya başlamışsa...

Sevginin bitip tükendiği bir ortamda
saygının da kalabileceğini hiç sanmıyorum.

Uzun yılların içinde sevgi dolu, aşk ve cinsellik dolu yılları paylaştıktan sonra zamanla bu birliktelik monotonlaşıp, ite-kaka süren bir birliktelik haline dönüşmüşse,
bence daha fazla yüz göz olmadan, ilişki daha kırıcı bir hale dönüşmeden çiftler iki medeni arkadaş gibi nokta koymayı bilmelidirler.

En azından,
birlikte yaşanan onca yılların adına...
Anne-babalarının mutsuzluğunu görüp, kalplerine ağrılar giren çocukların hatırına...

Beni bilenler iyi bilir.
Müziğe başladığımda
17-18 yaşlarında yürek hoplatan çıtır bir kızdım.
Sevdiğim erkekle evlenmiştim.
Onun karısıydım. Mutluydum.
Ama yirmili yaşlarımın ortalarına yaklaşırken
ilk kocam benden yaşça
daha genç bir kadına gitmişti.

Çevremdekiler, yakın arkadaşlarım
özellikle de kayınvalidem, kayınpederim
“Bekle nasıl olsa döner” demişlerdi.
Altı ay kadar beklemiştim.
Ama değişen bir şey yoktu.
Kocam seçimini yapmıştı.

Bir yaz boyunca da boşanmadan
sadece evlerimizi ayırmıştık.
Ama bu arada, yaşça
benden hayli büyük olan kocam
sevgilisiyle birlikte ev tutmuştu.

Artık daha fazla beklememin
bir anlamı kalmamıştı.
Boşanma davası açmıştım.
Beş yıllık birlikteliğimiz tek celsede bitiverdi.

Oysa ne kadar heyecan dolu,
eğlenceli seyahatler yaşamıştık.
Hep sevgili gibiydik.
Parmağımdaki alyansım gözüme çarptıkça
“Vay be! Biz evliyiz” derdim.
Kafa dengiydik.
Ailelerimiz de anlaşıyordu.
Çocukları beni seviyor,
kendi istekleriyle bana “anne” diyorlardı.

Kocam sevgilisiyle birlikte
yaşamaya başlamış olmasına rağmen,
boşanıncaya kadar
bizim cinsel yaşamımız
aynı hızıyla sürmüştü.

Ama kocam her şeye rağmen
benden hayli kilolu (hatta şişmanca)
sevgilisini seçip ona gitti.
(Biz boşandıktan sonra evlendiler de...)

Yani bir erkek yeni sevgili bulmuşsa,
hele gitmeyi kafasına takmışsa, gidiyor.

Değil Neco’nun eşi gibi bakımlı,
estetikle gençleşmiş,
(bu konuda bir de kitap yazmış)
elli küsur yaşında bir eşi terk etmek;
gördüğünüz-bildiğiniz gibi
o yıllarda fıstık gibi bir çıtır olan karısını,
(yani beni) bırakıp, daha çıtırına gitmişti kocam.

Genellikle kadınlarda
ille de “cici kadın” olma merakı var.
Evlenip, barklanıp, bir kaç da çocuk doğran,
halk deyişi ile;
“Saçını kocası için süpürge eden”,
evin her köşesini bal dök yala misali temizleyen,
kocasının üstünü başını aklayıp paklayarak
“çiçek gibi” gezdiren,
çeşit çeşit yemekler pişiren,
“cici kadınlar”
artık erkeklere yeterli gelmiyor.

Tek eşle geçen uzun yılların ardından
gözü hâlâ çöplükte olan,
kendi ne kadar yaşlanırsa yaşlansın,
kızı, hatta torunu yaşındaki genç kadınlarla
birlikte olmaktan kendini alamayan erkekler,
karısı gibi “cici olmayan”,
adamı baştan çıkaranlara gidiveriyorlar.
(cici kadın olmak her zaman karın doyurmuyor,
evliliği beslemiyor yani.)

Ondan sonra da kadınlar feryat ediyor
“Kocam kötü kadına gitti” diye!
Kadınların yakın çevresi de
erkeğe doğrudan ya da dolaylı olarak baskı yapıp
“Gül gibi karın dururken ne işin var o o....la” diyorlar.
Ama bu davranış erkekler üzerinde
ters tepkiye neden oluyor.

Kısacası, sırf iyi yemek yapmak,
ortalığı gıcır gıcır temizlemek,
yatakta, evde “cici kız” olmak yetmiyor.

Uzun süre birlikte olan çiftlerin
seks hayatları tek düze olmaya başlıyor.
Herkes birbirinin hangi anda ne tepki vereceğini,
ne yapılırsa nasıl davranacağını bilir hale geliyor.
Çiftler ilişkilerini yenilemek için,
en ufak bir gayret sarf etmiyorlar.

Dikkat edin bakın,
bir restoranda, bir cafede
hiç konuşmadan oturup yemek yiyen
ya da bir şeyler içen çiftler görürseniz bilin ki,
onlar artık konuşacak bir şey bulamayan,
karı-kocadan çok değil iki arkadaş,
birbirleriyle küs olan, surat asıp oturan
kardeşler gibi olmuşlardır artık.

O konuşmadan geçen
sessizlik anlarında da erkekler;
kahkahalar atarak yanındakilerle konuşan genç kadınları,
hele hele genç kızları gördükçe büyük ihtimalle:
“Yıllarım boşa geçti. Yazık oldu gençliğime.”
diye düşünüyorlardır.
(E-hele bir de andropoza girmiş
ya da girmek üzerelerse...)

Onun için erkekler önce bir durup, düşünüp
sonra da bir süre dişlerini sıkıp,
ondan sonra dayanamayıp atıveriyorlar kendilerini,
yaşı geçkin, paralı, mevki sahibi erkekleri
tavlamaya hazır kadınların, kızların kollarına...

Aslında boşanmak kadınlar için de hayırlı bir durum.
Da... erkekler boşanma sonrasında yeni ilişkilerini
dolu dizgin yaşarlarken,
kadınlar uzun yıllar boyunca
sadık kaldıkları kocalarından sonra
yeni bir erkeğe kolay kolay adapte olamıyorlar.

(Ben bunun tam tersini yapmıştım.
İki kocamdan da boşandıktan hemen sonra
erkek arkadaşlarım olmuştu.
Kendini eve hapsedip
ağlaşmakla hayat yürümüyor)

Erkeklerse, biten her ilişkilerinden sonra
daha genci, daha daha genci ile birlikte olarak,
kendilerinin nerdeyse yarı yaşında,
hatta yarı yaşından bile daha küçük
kadınlarla-kızlarla birlikteliklerini sürdürüyor,
hatta onlarla evleniyorlar.

Kadın cinsine karşı doyumsuzluk,
erkeğin doğasında var.

Ben Neco’nun karısı Oya’nın yerinde olsam,
(belki kadınların duygusal yanları
ağır bastığından pek kolay olmaz ama... )
hayatımda hemen yeni bir sayfa açardım.

Estetik operasyonlarla
kendini nasıl gençleştirdiğini
TV kanallarında, gazete sayfalarında anlatmıştı Oya.
Madem Neco başka kadını seçip gitti,
döner diye hiç beklemesin.
Açsın hayatında yeni bir sayfa.
(Üstelik kızlarıyla aynı yaşta gibi görünüyor.)
Ben Oya’nın yerinde olsam
önce derhal bir seyahate çıkar,
sonra kafama uygun biri ile arkadaş olurum.

Bu arada bir şeyi de itiraf etmek istiyorum.
1989 yılının başlarında Amerikalı yönetmen
Kenneth Urmston’un rejisi ile
her sabah 09:00’dan
akşam 18:00’e kadar devam eden
“EVITA” müzikalinin
aylar süren provalarına başladığımızda,
yönetmen yardımcılarımızdan biri
tiyatro oyuncusu sevgili arkadaşım Defne H. idi.

Ben EVITA, Neco’da CHE GUAVERA rolündeydik.
Müzikalde yer alan kalabalık kadroda
devlet balesinden ve operadan
pek çok sanatçı arkadaşımız vardı.

Provalar sonrasında Amerikalı yönetmenimiz Ken
ve aramızda oluşturduğumuz grupla yemeklere gidiyor,
sonra ya Defne’nin ya da benim eve
kahve içmek, laflamak için geliyorduk.

Sabahtan geç saatlere kadar
yoğun tempoyla provalar sürerken,
ılık aşk rüzgarları esmeye başlamıştı grubumuzun içinde...

Ben; kumral saçların ve bir çift mavi gözün
rüzgarına kapılmışken,
Neco ile, o sıralarda
kocasından yeni boşanmış olan
Defne’nin başında da
meltem rüzgarları esmekteydi.
(Şu anda 31 yıllık evli olan Neco,
o yıl Oya ile 14 yıllık evliydi.)

İlişkilere karışmak,
burun sokmak iyi değildir.
İnsanlar neyin ne olacağını
yaşayıp kendileri görmelidir.
Ben de öyle yapmış, karışmamıştım.
Hem ne yapabilirdim ki...
Üçü de arkadaşımdı.
(Defne artık yıllardır Amerika’da yaşıyor)

Sevgili güzel Oya’cım,
seni istemeyeni sen de isteme.
Eskiye bakıp hüzünleneceğine,
ileriye dönerek, yeni umutların peşine düş.

Sevgili Neco’cum,
HAIR ve EVITA Müzikallerindeki rol arkadaşım,
yüreğinin götürdüğü yere kadar git.
Ama çok sevdiğin güzel kızlarını ASLA unutma...

 
Yorumlar
Bu Haber'e 1 Yorum Yazılmış. Yeni Bir Tane Yazmak İçin Buraya Tıklayın.